Yaşayıp giderken günlük koşuşturmaların içinde ne kadar farkındayız acaba yaşamın? Hadi yaşamı bırakın kendimizin ne kadar farkındayız? Evet, hayatta olmanın ya da hayatta kalabilmenin zorunlu koşullarını yerine getiriyoruz belki ama ne kadarını farkında olarak yapıyoruz acaba? Bir yazıda okumuştum insan hareketlerinin % 99’nu farkında olmadan yapıyormuş. Kendimizi otomatik pilota bağlamışız bir bakıma. Ayağa kalkıp yürümemiz gerektiğinde hiç düşünmeden kalkıp hangi ayağımızı önce atacağımızı bile düşünmeden otomatik olarak yürümeye başlıyoruz. Ya da yemeğe başlarken hiç düşünmeden elimize çatalı alıp yemeğimizi ağzımıza götürüyoruz. Yaptığımız her işi düşünürseniz örnekler çoğaltılabilir. Bu durum zaman zaman işine de geliyor insanoğlunun sanırım. Bahane hazır : “ Öyle mi yapmışım, hiç farkında değilim!”. Zaten düşünecek çok şey var, birde hangi ayağımızla adım atacağımızı mı düşüneceğiz? Bence de gerek yok, beynimiz bu iş için çalışıyor nasıl olsa. Önemli olan; adım attığınız yerin farkında olmaktır. Çatalınızla ağzınıza götürdüğünüz yemeğin tadının farkında olmak, lezzetini hissetmektir. Nefes almak da öyle. Sadece hayatta kalabilmek için oksijen almak değil, yaşamı içine çekmek olmalıdır her nefeste. İnsanın bütün bunları yapabilmesi için de farkındalığa ihtiyacı vardır. Sadece gözleriyle değil yüreğiyle de bakabilmelidir her şeye. Gözleriyle görmeli, elleriyle dokunmalı, anlamalı ve aynı zamanda yüreğiyle hissetmelidir. Farkındalığın ne olduğunu öğrenmeli ve bunu kullanmalıdır. Neyi neden yaşadığını bilmek, her şeye farklı açılardan bakabilmek, mutsuzluklarının nedenini fark edip mutlu olmayı öğrenmek ancak farkındalıkla olasıdır. Gerçekten “yaşadım” demek için gözünüzü, yüreğinizi açık tutun ve farkında olun. Eğer bunlardan birini yapmıyorsanız o zaman otomatik pilottasınız… Bu da demektir ki hayattasınız ama yaşamıyorsunuz.
Dün Bugün Yarın
Hızla her şeyin değiştiği bir dünyada ve zamanda yaşıyoruz. Baş döndürücü bir biçimde gelişiyor teknoloji, yeniliklerin hızına yetişmek mümkün mü? Aldığınız bir cep telefonu ya da fotoğraf makinesi kısa bir süre sonra çıkan yeni bir modelle “eski” ye dönüşüyor.
Eskiden, alınan beyaz eşyalar, arabalar v.s. çok uzun sürelerle kullanılır, o bizi terk edene kadar değiştirmeyi kimse aklından geçirmezdi. Şimdi onların da modelleri ve özellikleri hızla yenileniyor. Eskimeden bir yenisinin alınmadığı giysi ya da ayakkabı çağı çoktan geride kaldı.
Değişim, yaşamın ilerlediğini gösteriyor. Yepyeni teknikler, renkler, heyecanlar katıyor insan hayatına. Her şey ama her şey hızla değişirken insanlar değişmekte zorlanıyor. Giysilerini, televizyonlarını, arabalarını kolaylıkla değiştirirken; artık değiştirmeleri gereken düşünce sistemlerini değiştirmekte zorlanıyor. Alışkanlıklarını bırakamıyor. KORKU dan, KAYGI dan, ENDİŞE den, YOKLUK bilincinden GÜVENSİZLİK ten hareket edemez hale geliyor ve çoğu zaman başkalarını suçluyor.
Korkuyla durmak yerine kendimize güvenerek harekete geçmek, Endişe ile enerjimizi boşa harcamak yerine tüm enerjimizi hedeflerimize, hayallerimize aktarmak, Geçmiş ve gelecek için kaygılanma yerine an’ı yaşamak, Yokluk bilincini hep aklımızda tutmak yerine zenginliği yaratmak, Kendini geliştirmek, var olan potansiyelini fark etmek bunu kullanarak olumlu değişimler yaratmak ister misiniz?
Bütün bunları değiştirmek mümkün mü? Elbette! İlk olarak kendinizde bu değişimi istemek, ardından da neyi değiştirmeniz gerektiğini fark etmekle başlayın. Farkındalık; sizin farklı bakış açıları kazanmanızı sağlayacak ve hedefiniz doğrultusunda destekleyecek, nasıl mutlu ve sağlıklı kalacağınız konusunda yardımcı olacaktır.
Dünya, teknoloji, bilim bu kadar hızla değişim gösterirken; bütün bunların tadını çıkarmak, hayatınıza katmak, yaşamınızı kolay, coşkulu ve zengin kılmak için sizi engelleyen düşünce sistemlerini değiştirmenin tam zamanıdır. Haydi beraber değiştirelim..
